Pazartesi, Ağustos 3

Marmara'm!



Hu huu biz geldik ey blog alemi :) 1 haftadır Marmara Adası sınırlarında balayındaydık.
Bol güneş,bol deniz ve bol müzikli bir tatildi.

Tatil için Marmara Adası'nı seçtik çünkü amacımız sakin,huzur dolu bir tatildi.Öyle de oldu.

Marmara Adası'nı bilmeyenler için birazcık anlatmak isterim. Çünkü biz her yıl tatil için bir yer düşünürken çok zorlanıyoruz illa birilerinin fikrini almak istiyoruz. Bende kısa kısa size Marmara Adası'ndan söz etmeye çalışayım.

Bildiğim kadarıyla marmara denizindeki en büyük ada. Avşa adasını mutlaka duymuşsunuzdur. Marmara'da Avşa'ya oldukça yakın. İki ada birbirinden her anlamda çok farklı. Avşa eğlence,gece hayatı ve alkol ile anılırken,Marmara Adası sakinliği,sükuneti ve Dünya'nın nem olmayan iki adasından biri olma özelliği ile anılıyor.

Gerçekten adada nem oranı çok düşük.Bu sıcağa rağmen hiç terlemedik bunalmadık. Ada İstanbul'a 2 saat uzaklıkta İDO ve özel feribot seferleri var.

Yaz bitmeden bir haftasonu kaçamak yapmak için bence ideal.Size tavsiyem araba ile gitmemeniz. Çünkü adada her yer çok yakın ve her yere taksi ve tekne seferleri var. Arabaya hiç ihtiyaç olmuyor.

Ada halkı inanılmaz temiz,bozulmamış insanlar. Çok sıcakkanlılar hemen kırk yıllık ahbap gibi samimi olabiliyorsunuz. Ada'da gençler için diskolar eğlence merkezleri var. Ve her yer çok seçkin. Bayan bayana bile huzurunuz kaçmadan tatil yapabileceğiniz bir ortamı var.

Ben alkol almadığım için ve zamanımı eşimle geçirmek istediğim için hiç diskoya gitmedim ama ortamını gördüm gayet güzel temiz.

Denizi gerçekten harika. Ada halkı ile yaptığım sohbetlerde denizin en güzel zamanının Temmuz ayı olduğunu öğrendim. Haziran ve Ağustos aylarında zaman zaman deniz anaları gelebiliyormuş. Ama biz oradayken iskeleden denizin dibini görebileceğim kadar berraktı su ve çok rahat girdim denize.

Ada'da her ortamdan,her düşünce tarzından insan mevcut ama herkes birbirine çok saygılı. Aynı plajda minicik bikinisiyle denize giren bir bayanda tesettür mayosuyla denize giren bir bayanda huzurlu. Kimse kimseyi tenkit etmiyor. Bu açıdan çok saygı duydum.



Fırsat buldukça Marmara Adasına gitmeye çalışacağım öyle çok sevdim ki. Zaten halkıda bağımlılık yaratacağı konusunda beni uyarmıştı :)) İlk tatilimizde Bozcaada'ya gideceğiz,orada değirmenler altında gün batımı izlemenin çok methini duydum çünkü :) Sonra yeniden Marmara.

Bilgi almak isteyen arkadaşlarım olursa bilgim dahilinde yardımcı olmak isterim. Hatta isterim ki her blogcu dost gittiği yerden az çok söz etsin ki hepimiz bilgi sahibi olalım :)

Foto 1: Eşimin objektifinden Ada manzarası
Foto 2: Elinden makinasını düşürmeyen eşimin gözünden ben :))

Pazar, Temmuz 26

Bal Ömründeyim :)

Canım Sertab'mın da dediği gibi;

Uzanmışım kumsalaa,güneş damlar içimeeee

10 gün buralarda olmayacağım. Herkese unutulmaz güzellikte bir hafta diliyorum. Bencillik ederek en çokta kendime,çünkü ben bu balayını hakettim :)

Hepinizi çok seviyorum!

See you..

Salı, Temmuz 21

Düşünüyorum da..



Gece Yalanlarý - Bülent Ortaçgil


Bugün çok sevdiğim bir abimle görüşürken şöyle bir cümle kurdu;

'İnsanın en savunmasız anı gece uyandığı andır,bu anında yanına baktığında sana mutluluk,huzur ve güven veren biri varsa yanında işte sen o zaman hayatta doğru yerde duruyorsun demektir'

Hep yaptığım gibi üzerine uzun uzun düşündüm bu cümlenin.Bunu düşünürken fonda da ORTAÇGİL çalıyordu ve öyle derine indim ki bu ruh haliyle. Öyle haklıydı ki abim bu cümlesiyle. Aslında sohbet anında söylenmiş herhangi bir cümleydi ama öyle derindi ki anlamı.

Hemen kendimi sorguladım. Gecenin bir vakti uyandığımda yanımda masumca uyuyan o yüzü gördüğümde ben bunu hissediyormuydum? Yani doğru yerdemiydim? Evet! Evet kesinlikle doğru yerindeyim hayatın.

Aşıkta oldum,saatlerce salya sümük ağladığım hatta 40 kilolara düştüğüm duygularda yaşadım ama ı ıh,ben sadece ve sadece bu adamla uyanmak istedim. Bu yüzle aynı yastığa koymak istedim başımı.

Sonra düşündüm ki,herkes bu 'doğru yer' de dursa hayat daha yaşanılası bir yer olurdu dimi? Herkesin gözleri parlardı,anlamsız bir tebessüm olurdu yüzlerinde ve kimse kimseye kötülük yapmak istemeyecek kadar mutlu olurdu.

Şöyle bir düşünürsek insanların herşeyi işte bunun için yaptığını anlayabiliriz. Kariyer,daha iyi bir iş daha iyi bir para daha iyi bir gelecek daha daha daha! İşte hepsi bu kısacık minicik an için çabalamak aslında.

Ellerimi kalbimin üzerine koydum ve öyle yürekten diledim ki bu yazıyı okuyupta iç geçirenlerin en kısa zamanda bunu yaşayıp,kaybetmemesi için.

Bakalım olacakmı? :)

Foto: Tabiki ben ve canımım :)

Garibim,garipsin,garip!



Herkes gibi benimde garip huylarım var. Bazen öyle garipleşiyor ki kendimden şüphe etmeye başlıyorum. Bilmek istedim acaba sizlerde de varmı bu yada bunun gibi şeyler.

Ben daha öncede şurada söz ettiğim gibi,kelimelere,harflere,rakamlara,günlere canlıymış gibi davranırım. Onlara anlamlar yüklerim karakteristik özellikler veririm kendi içimde :)

Tuvaletten her çıkışımda (ilk kez itiraf ediyorum) tükürme ihtiyacı duyarım. Psikolojik olarak kirli havayı soluduğumu düşünürüm. (Hahaha böyle yazınca daha bir salak oldu,obsesif demeyin biliyorum)

Beyaz renkle muhteşem bir ahengimiz olduğunu düşünürüm. Beyaz'la ne zaman bir araya gelsek kendimi onunla vals-tango yapıyormuş gibi hissederim ruhum huzur bulur.

Televizyon izlerken oturmaktan hoşlanmam mutlaka uzanmak yada uzun oturmak(!) isterim. Bu nedenle film izlerken ilgimide çekmemişse mutlaka sızarım :)) Eşim bu işe tv koltuğu ile çözüm buldu artık sızmadan film izliyorum,teşekkürler COREGA (Büt kulakların çınlasın :P)

İnsanların düşüncelerini okuyamam elbette ama elle tutulacak kadar net hissederim,özellikle evlendikten sonra bu durum ciddi bir hal aldı. İnsanlar,mimikleri ve hisleri üzerine bir kitap bile yazabilirim belki. O derece gözlemci ve hisseder oldum düşünceleri. Bunu geliştirmek istiyormuyum? Hayır asla! Çünkü ne düşündüklerini bilmeden hayat daha güzel :)

Sanırım yengeç olmamdan yada belki de ailemden kaynaklanıyor ama ruhsal güçlere çok meğilliyim,bir keresinde arkadaşımın zoruyla çakra açmayı denemiştim,gökyüzünden o mor ve pembe minik simler dökülmeye başlayınca ödüm koptu bir dahada denemedim :))

Korkmak deyince,bu da başka bir garip huyum. Korkmaktan çok fazla korkarım. Kafanız karışmasın şöyle açıklayayım. Ben birşeyden korkarak başladığım korkma serüvenime herşeyden korkarak devam ediyorum. Sırtımı bir duvara yada eşime dayamadan pek kolay geçmiyor bu korku nöbetim.

Bir başka huyumda,arkadaşlarımın birbirleri ile arkadaş olmasından çok fazla haz etmemem. Diyelim bir arkadaşımı bir başka arkadaşımla tanıştırıyorum,bir bakıyorum ben safdışı kalmışım,can ciğer kuzu sarması olmuşlar. Bunu iki tarafta istese sorun yok kendileri bilirler yetişkinler derim de,genelde tek taraf bu 'çok yakınız biz' izlenimini veriyor. Bende bu duruma tahammül edemiyorum.

Umarım bu yazımı bir psikolog okumaz diyerek son veriyorum :))

Herkese sevgiler!

Foto

Perşembe, Temmuz 16

Şevval Elif SOLMAZ aranıza döndü! :)

Sen tam 2 ay zaman zaman yazmak ve yazmamak arasında git-gel ve en sonunda mutfakta yemek yaparken önlüğünle otur pc başına. İşte bu denge özürlüsü şahıs benim :)

2 aydır ailemdeki her türlü baskıya karşın artık yazmak istemediğimi düşünmüştüm ve yazmak için hiç oturmadım pc başına. Tamam kendimi biliyorum maymun iştahlıyım,çabuk sıkılırım ama bu yazmama işi bende farklı bir yer almıştı 2 aydır.

Normalde hiç aklıma şunu yazsam bunu yazsam diye gelmezken içimde birşey sürekli kenarda birşeyler karalıyordu. Gördüklerini,duyduklarını,etkilendiklerini not ediyordu.

Bu süre zarfınca dostlarımın ve tanımadığım bir sürü eski/yeni arkadaşın bloglarını okudum,kimine yorum yaptım kimini yalnızca takip ettim. Ama farkettim ki birçoğumuzun ortak yaptığı birşey var. Hayatımızı göz önüne sermek. Kimi insan bunu,duygularını yazarak yapmış kimi de evini eşyasını elbisesini çantasını vs.

Evlendik adlı yazımda gelen bir yoruma 'evimin fotolarını sonra eklerim' gibisinden birşey yazmıştım. Az evvel düşündüm de hayır ben bunu yapmamalıyım. Çünkü bu 2 ay süresince okuyupta içimde kalan birşey oldu. Bir bebek patiği! Evet evet bir patik.

Günlerdir bunu düşünüyorum yalnız kaldıkça. Ben bebeğime o patikten alacak duruma gelmeden anne olmamalımıyım? Ama öyle güzel ki,benim bebeğim o patikten haketmiyormu?
Kendi kendime düşündüm durdum bunu.

Sonra ben aynı şeyi yaptımmı acaba diye bir düşündüm. İnsanların ulaşamayacağı yada beklentilerini yükseltecekleri birşeyi sayfamda yayınlayıp onları üzdümmü acaba. Benimde bunu yapan dostlarım var ve biliyorum ki asla kötü niyetle yapmıyorlar. Amacımız tek;paylaşmak!

Ama ya ben şimdi bana ait herhangi birşeyin resmini buraya eklersem ve ona sahip olmayan yada hayatı boyunca sahip olamayacak insanları üzersem? İşte benim amacım burada dibe iniyor,ben insanları üzmek için değil mutlu etmek için yazıyorum. Bu nedenle anladım ki ben,eşimle olan ilişkimi buraya yazmamalıyım,evimi elbisemi tatilimi buraya yazmamalıyım. Bunu gerçekten hakedipte (belkide benden çok) sahip olamamış insanı üzüp,beklentilerini yükseltmemeliyim. Çokmu zenginim? Hayır! Ama daha büyük zenginliklerim var ve yaşamımda bunu çok hakedipte kavuşamamış insanlarda var.

Eğer bugüne kadar eklediğim bir resimle,bir sözle yada herhangi birşeyle kafasını günlerce meşgul ettiğim,üzüntü duymasını sağladığım insanlar varsa onlardan özür diliyorum. Biliyorum,iyi bir yüreğe sahipsek hepsinin en güzelini hakediyoruz. Umarım en kısa zamanda da olur.

Eee ne diyordum? Ben geldim dostlar! :)

Salı, Mayıs 12

Ve evlendik ;)






Allah herkese sevdiği insanla bu mutluluğu yaşamayı nasip etsin. :)

Özledim sizleri ama eşime zaman ayırmalıyım birazcık. Yeniden görüşmek dileğiylee ;)

* Resimleri tıklayarak tam boyutta görebilirsiniz.

Cuma, Nisan 3

Telaş adama neler yaptırır (Haftasonu Gülmecesi)



Arkadaşlar bu hafta,haftasonu gülmecemiz benden. Yani bizzat benim bu gülmece :))

Malum deli gibi koşturuyorum. İşten çıkıyorum gelinlikçiye,mobilyacıya,perdeciye,halıcıya derken eve pilim bitmiş olarak dönüyorum. Bir bakıyorum yukarı da laminant ustası,doğalgaz ustası,mobilyacı,elektrikçi ve bunlarla ilgilenmesi gereken ben! Ciyaaaaak diye bağırasım geliyor ama şükrediyorum halime :))

Geçen gün davetiyeciye gittim,adamcağız babamın arkadaşıymış bir yerlerden,hal hatır faslı bitince işimi de bitirip çıktım. Kardeşim 'abla davet etmedik ayıp olmazmı ya?' deyince adamı tanımadığım için 'davet ederiz bir daha ki gelişimizde gününü söylerim,yerini söylemem olur biter' dedim.

Teyzem 'daveticiye yerini söylemeyeceksin öylemi' diye kahkahayı basıp,üstüne benim şaka yaptığımı sanınca 'yooo ben ciddi söylemiştim çünkü düğün yaklaştıkça salaklaşıyorum' diyemedim,büktüm boynumu yola devam :)))

Bir başka gün yukarı da perde için ölçü alıyoruz. Annem alttan enini ölçüp kaç santim olduğunu söyledi,teyzem de 'eee üst enini almadın' deyip, annemde 'aynı şey değilmi?' deyince bu kez kopan ben oldum :)))

Bugün de mutfakta acilen yemek yapıyorum,pirinci ıslatmak için kaynattığım suyu kaybettim,lavaboyamı döktüm acaba dedim baktım buhar çıkmıyor (zeka pırıltıma bakınız) düşünüyorum ben bu suyu ne yaptım diye,baktım çaydanlıkta birşey var,çay demlemişim bir güzel :)) Hangi ara çay attım demledim ben bile şaştım kendime.

Üstüne bugün siyah beyaz çizgili bir badi giydiğim için bir öğrencim bana şöyle dedi (kendisi 6 yaşında)

-Günaydın öğretmenim,bugün hırsıza benzemişsin!

Bu halime güleyimmi,ağlayayımmı siz karar verin.Bende bu saçmalamaların sonu gelmezse düğüne kadar kendimden utanır halde gezecek gibiyim :)) Damat düğünden kaçmazsa iyi :P

Hepinize kocaman sarıldım! Mutlu haftasonları ;)
 

blogger templates | Make Money Online